23 Eylül 2010 Perşembe

MEDENİYETİ SEVMEYENLERİN MUTLU DÜNYALARI

Öyle kıskanıyorum ki onları. Biz medeniyet severler, görgü kurallarına uyanlar hakikaten hayatı çok ciddiye alıyoruz gerçekten de. Ve ona uyalım, buna uyalım, etrafta huzur olsun, komşumuzu düşünelim, kırmayalım vs. vs. vs safsatalarıyla kendi kendimizi yiyip bitiriyoruz. Hayatı kendimize zehir ediyoruz.

Ben mesela! Hiç hiç hiç tavsiye etmem yazlık almayı niyet edenlere! Hiç!
Değerli okurum, yazlık alacaksan eğer, çoook şeyi de göze alacaksın. Ben şahsen çok insan sever bir mizaca sahipken, yazlık aldıktan sonra çok sinirli ve agresif biri oldum. İnanın sırf bu medeniyet sevmeyenler yüzünden. Ama bir de şimdi çok kıskanç oldum iyi mi! E böyle nasıl geniiiş olabiliyorlar, hayatın tadını çıkarabiliyorlar. İnanın imrenir oldum.

Aslında bütün kabahat bende ve benim ayarımda olanlarda. Anlatayım da okuyun efendim. Ben bu nakaratı taaam (20 SENE) dir tekrar ediyorum, afedersiniz yırtınıyorum; varsın bir kere de burada diyeyim ne çıkar.

Efendim biz işte, bu kadar sene evvel, yeşiline, güzel denizine, İstanbul'a, yakın oluşuna da vurulup aldık bu yazlığımızı. Güzel insanlar, iyi insanlar, temiz insanlar, medeni insanlar, insan gibi insanlar da bu sitedeki yan yana, yan yana dizili evlerden almaya başladılar. E tabii ki görgüsüz, insan olmaktan uzak, medeniyeti hiç hiç hiç sevmeyen insanlar da her sitede olduğu gibi, bu siteden de evlerini almaya başladılar. Aldılar efendim aldılar. Para onların parası değil mi, hem alırlar hem de görgüsüzlüğün tadını doya doya çıkarırlar!

İlk yıllar biz yeni taşındığımızda bir çift vardı ve önce onlar mücadele etmeye başladılar bu araçların, arabaların park yeri konusunda. Bakınız ve okuyunuz. O genç karı koca toplantılarda dediler ki,
( Bizler yazlığımızdan yana çok şanslıyız. Bütün bir yıl şehrin trafiğinden yorgunuz. Araç, araba görmekten, egzoz solumaktan yorgunuz. Burada Okyanus kadar geniş ARABA PARK yerimiz olduğu için şanslıyız. Lütfen arkadaşlar, arabalarınızı burnumuzun dibine, kapı önlerinize değil de park yerine park edelim. Şu kısacık tatil günlerimizi araçlarımızı görerek geçirmeyelim. Yeşillik görelim, çiçeklerimizi görelim, tabiat içinde yaşıyalım. Bakın Oto parkımız bomboş, oraya park edelim)!!!Dediler.
Ne kadar haklılar değil mi? Ama anlayana tabii ki. Anlayana efendim, anlayana!

Şimdi efendim, bizim sitemizde bir dışa bakan evler vardır, bir de içe; yani havuza ve açık spor tesislerine bakan evler vardır. Dışta kalan evlerin önünden yol geçer. Yol boyunca 20 senedir (PARK YAPILMAZ) yazılı levhalar orada öylece dururlar. İç bölümde oturanlar olsun, dış bölümde oturanlar olsun bu levhalara, toplantılardaki ikazlara, her sene hatırlatma yapan uyarılara, kağıtlara yazılıp tek tek evlerimize dağıtılan ikazlara rağmen hiiiç mi hiiiç aldırmazlar. Onlar komşularına takıntılı gözüyle bakmayı yeğlerler. Kendi insanlıkları arazi gibi son derece geniştirler. Onlar medeniyetsizliklerinin içinde çoook mutludurlar. Size de Takıntılı yaftasını vururlar, hatta ve hatta size acırlar, üzülürler, niye boş vermiyorsunuz filan diye. Onlar size gıcık olurlar; niye rahat rahat arabalarını kapı önlerine park etmeyecekmişiz diye. Onlar isterler ki ailenin hiç olmazsa bir ferdi arabasını kapısının önüne park etsin. Yeşillik, çiçekler, tabiatı, denizi görmek mi? O da ne demek şimdi! Allahın otu, çiçeği her yer zaten. Kim yürüyecek şimdi 100 metrelik teeee park yerine de araba bırakacak. Sıcakta dünyanın bi ucu yahu! Cık cık cık...

Ama neyse değerli okurlarım, bu sene site yöneticimiz biraz işi sıkıya alınca 20 SENEDİR park yerini boş veren, medeniyet sevmeyen site sakinlerinden bazıları, bu sene inanılmaz bir şekilde arabalarınla gelip hemencecik boşaltıp araçlarını PARK yerine götürmeye başlamasın mı?!!!!!!!!!!!!
Görseniz etraf nasıl güzel. Hiç araba görüntüsü olmadan, uyanınca karşı komşunuzla güler yüzle selamlaşmak ne güzelmiş. Çiçeklerinizi, birebir tabiatı görmek ne güzelmiş. Burnunuzun ucunda, camları, kaportası parıldayan malak gibi kapı önüne yatmış arabalar olmadan yazı geçirmek ne güzelmiş. O bütün sene bıktığımız trafikten, araba görüntülerinden uzaklaşmak ne güzelmiş! Şu kısacık tatil aylarında...

Ama!!!!!!!!Böyle derkeeeen ve de çok çok şükürlerdeyken nihayet medeniyet aşı tuttu falan diye düşünürkeeen. İşte o kadarmışşşşş! Arazi gibi geniş insanlar sıkıldı bütün bunlardan. Adam bakkala gidiyor, sigarasını, gastesini alıyor ve de öğleden sonra gidecek İstanbul'a, bida mı gitsin şimdi onca uzak PARK yerine Teeee 100 metrelik yer. Bu sıcakta. Bakkal dönüşü getiriyor arabasını da dayıyor kapısının önüne. Nasıl olsa gidecek ve de yola çıkacak..Haaa, sanmayın ki on Dakika sonra, yarım saat sonra, bir saat sonra. Adam denizine, havuzuna giriyor, yemeğini yiyor, kahvesini içiyor, omzunda havlu, üstünde mayosuyla sohbetlerini ediyor. Arabası güzelim tabiatın içinde kara bir malak gibi yatıyor. Adam medeniyet sevmiyor. İçinde yok. Bastırmış parayı almış yazlığı. Herkes uyuyormuş, erken yatan da varmış adaaaam sende. Çat çat çat oynar damasını da, atar zarını da, okeyin taşları şakur da şukur teeeee gece yarılarında...Adamın karısı pazara mı gitti, geldi arabayı mı boşalttı? Üüüü, sanmayın ki eşyalarını indirince bir soluklancak da arabasını götürüp bırakacak PARK yerine! Dur bakalım, buz dolabına yerleşsin her şey, yemekler yapılsın, kadın terlemiş havuzuna denizine girsin!!!
Ben de giderim köydeki çarşıya pazara, gelirim boşaltırım arabamı, götürür bırakırım park yerine, ondan sonra bakarım işime de keyfime de..Ben atmış üç yaşında kadınım. Kimsenin burnunun dibinde, gözünün önünde arabamı park etmem. Benim eşim atmış dokuz yaşında, her hafta sonu gelir, bırakacağını bırakır, oh demeden o yaşta adam hemen götürür bırakır PARK yerine... İnsanlara saygımız vardır bizim. Öyle de olması gerekir.

Siz siz olun sevgili okurlarım, medeniyeti seviyorsanız eğer, insanlara karşı hassassanız eğer, her şey bir yana İNSANSANIZ eğer, sakııın ola ki iç içe olan, yan yana olan yazlık mazlık almayın. Benden söylemesi.

"Bu yazım 20 Eylül 2010 tarihinde ha-ber.com sitesinde yayınlanmıştır."

18 Eylül 2010 Cumartesi

HAYATA HERGÜN YENİDEN SARILMAK

Akşamdan yarının heyecanını yaşarım hep, çabucak bitse derim gecenin uykusu, yeni gün başlasa yine. Kafamda bitip tükenmez planlar, hep o güne sığdırılacak. Hiç yetmeyen saatler; dakikalar ise hesapta yok hiç. İnanmayın siz doktorların şu kadar zamanı kaldı demesini kazayla duysanız bile... Şimdi hiç doyamadığınız saatlerin, saniyelerin bile bitip tükenmez upuzun geçen anlarını yaşarken... Ama daha evvel öylemiydi ya? Ah bitse şu gece de sabah olsa dedirten had safhada sabırsız ve sıkıntılı bekleyişlerin, korkuların, çok uzun süren, çok acı veren üzgünlüklerin...

Şimdi hepsini hem de epeyidir geride bırakınca, çok kıymete binen ikinci hayatın her anını doyasıya yaşayabilmek için... Her anını! Hayat bazen iğne iplik ucunda nakış yaparken, bir çocuğun minik ellerini öperken, acayip konforlu bir seyahati yaşarken, bir köpeğin, bir kedinin başını okşarken, gıdısını severken, annemle simit-çayı bahçelerde paylaşırken, kız kardeşimle kapalı çarşının bedesteninde ışıklara gömülürken, canım eşimin tuttuğu balıkları rokalayıp yerken... Şükürlerde bu gönlüm hep yaradanıma! Şükürlerde tüm ruhumla, tüm bedenimle şükürlerde yaradanıma!

Hayata sarılmak işte her günkü koşturmalarda. Öncelikle hep iyi haberler olsun yakınlarımdan, onun verdiği huzur beraberinde. Eşimin bana sık sık söylediği sözü var, hem de taaa evlendiğimizden beri " Allah sana verdiği bu canın hesabını soracak" diye. Kendime hiç acımıyormuşum, kendimi çok yıpratıyormuşum gereksiz yere diye. Ama ne yaparsınız işte. Kendisi farkında değil ama o benden daha çok koşuşturmacalar da Çalışmayı çok sevdiğinden, ben de bitip tükenmez hobilerinden. İş seyahatlerinde iki çocuğumuzu da alıp işi tatile dönüştürürdük ailecek. Denizlide bir fabrikaya mı gidilecek, hooop Pamukkale'nin sıcacık doğal havuzlarındayız, Kayseri'ye mi gidilecek iş konuşmasına fabrikalara, hooop yaparız bir Peribacaları vs... Nasıl bana moral bilseniz, aslında hep hobilerim üzerine. Göz var, göz var. Gözüme girer her şey ve her şeyiyle yaşarım ben o seyahatlerde gidilen yerleri. Arabada kucağımda hep bir defter kalem, bir iki satır düşerim ilham gelir yakalar hep olmadık yerde, bir öykü konusu çıkar bana gördüğüm kerpiç evlerden çıkan çocuklardan, gençlerden. Gözlerim çok yönlü yaşar seyahati renklerde. Ağaçların, özellikle kavakların mevsim değişikliklerindeki renklerine saplanır kalırım. Nasılda sapsarı olurlar sarının her tonunda. Yollarda sanki kana kana seyrederim her bir görüntüyü; bazen eski bir barakayı, tarladaki yalnız ağacı, çobanın kucağına aldığı yeni doğmuş bir keçi yavrusunu, bir çocuğun kucağındaki apak kuzuyu. İçim, aklım, hevesim dörtnala gider gelir resim yapma isteğimle ve yazma duygularımla. Öyle dopdoluyum ki hayata. Kış gelse de bir kanaviçeye başlasam derim, bir kırlente kocaman gül, fonu kaplayan ve tozpembe katmanlarında renklerin. Bir kadının koynundaki kolyeyi mi gördüm biryerler de, hemen boncuk çıkınımı açsam da aynısını yapmaya çalışsam ben de derim. Taksam gerdanıma şıkır da şıkır kot montumun içine. Bir filmi mi izledim, asla konuda kalmam hiç; seyrederken filmi, evin dekoru, neyi nereye asmış, mutfakta ne nereye yakışmış... Bu yaradılışım benim işte. Hiç anlayamam insanların boş bomboş oturmalarını ve çok acırım boşa geçen zamanlara ben. Ama şimdi bu yazım son satırlarıma doğru çelişkili olabilir çünkü ben yeteri kadar ve kararında bırakmadım hiçbir şeyi.


Allah korusun, kazara duysanız da sizden saklanan şu kadar ömrü kaldı sözünü, mücadeleyi bırakmayın sakın, sarılın hayata her daim. Her şey olacağına varır.

Şimdi ben eşimin sık sık dediği gibi "Allah soracak bu canın hesabını senden" sözüne yerden göğe hak verdim kafamda dank diye. Peki niye? Bayramda yorgunluktan yattım iki seksen baş dönmesinden, kalp teklemesinden. Deli miyim neyim? Sanki hayat kaçıyor ellerimden, parmaklarımın arasından. Allah dur kadın dedi sanki, tokadını vuramayınca elinle. Sana ikinci hayatını verdim ama sen harcıyorsun kendini yine... eee olacağı buydu işte, her şeyin de bir kararı var. Televizyon bile izleyemedim, gazete bile okuyamadım, kimse gelip de rahatsız etmedi, ayaklanmayayım izzet ikramda diye; güya ben onlar için hazırladım, pişirdim zeytinyağlılar, köfteler daha neler. Evi de süsledim bir güzel sonra da düştüm yatağa işte. Bayram bayram, yataklarda ben. Siz siz olun ipin ucunu kaçırmayın benim kadar, canınızın kıymetini bilin, kanepe eskitin. Sağlıkla.